Akciğer Kanseri

Akciğer Kanseri Nedir?

Kanser, kontrolsüz hücre çoğalması ile karakterize edilen bir hastalık sınıfıdır ve bu kontrolsüz hücre çoğalması akciğerlerin birinde veya her ikisinde başladığında akciğer kanseri meydana gelir. Bu anormal hücreler sağlıklı, normal akciğer dokusu haline gelmek yerine bölünmeye devam eder ve tümör olarak adlandırılan yumru veya doku kitlelerini oluştururlar. Tümörler akciğerin, kan akımı aracılığıyla tüm vücuda oksijen sağlamak olan başlıca fonksiyonunu engeller. Tümör bir noktada kalırsa ve sınırlı büyüme gösterirse, genellikle iyi huylu (benign) kabul edilir.

 

Daha tehlikeli veya kötü huylu (malign) tümörler, kanser hücreleri kan veya lenf sistemi yoluyla vücudun diğer bölümlerine göç ettiğinde oluşur. Tümör vücudun diğer bölümlerine yayılmasına metastaz adı verilirMetastaz yapmış bir kanser, tedavi edilmesi çok zor ve ciddi bir rahatsızlıktır.

Akciğer kanserinde tümörün kaynağı akciğer dokusu ise, “primer akciğer kanseri” , tümör vücudun başka bir yerinden kaynaklanıp akciğerlere metastaz yaparak gelirse “sekonder akciğer kanseri” olarak adlandırılır. Tanı ve tedavi açısından bu iki tip hastalık farklı kanserler olarak kabul edilir.

2008’de, dünyada tüm kanser tanılarının %12,7’sinin ve tüm kansere bağlı ölümlerinin %18,2’sinin nedeni akciğer kanseri olmuştur. Türkiye’de ise 2008 yılı içerisinde tüm kanser tanılarının %17,3’ü ve tüm kansere bağlı ölümlerin %22,5’i akciğer kanseri nedenlidirAkciğer kanseri genellikle daha yaşlı kişilerde görülür çünkü uzun bir sürede gelişir.

Akciğer kanseri nasıl sınıflandırılır?

Akciğer kanseri, kanser hücrelerinin mikroskop altındaki görünümüne dayanarak genel olarak iki ana tiple sınıflandırılabilir: küçük hücreli dışı akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK), akciğer kanserlerinin %80’inden, küçük hücreli akciğer kanseri ise kalan %20’sinden sorumludur.

KHDAK her biri farklı tedavi seçeneklerine sahip dört farklı tipe daha ayrılabilir:

  • Adenokarsinom. Akciğerlerin mukus üreten bezlerinde oluşur ve akciğerin merkezinden çok dış kısımlarına yakın bölgelerinde ortaya çıkmaktadır.
  • Skuamöz hücreli karsinom veya epidermoid karsinom. Akciğerlerde sıklıkla merkeze daha yakın olan bronşiyollerin duvarlarındaortaya çıkmaktadır.
  • Bronkoalveoler karsinom. Bu akciğer kanseri tipi, akciğerlerin hava keseciklerinin yanında oluşan, adenokarsinomun nadir görülen bir tipidir.
  • Farklılaşmamış büyük hücreli kanser. Hızlı ilerleyen bir kanser tipi olan farklılaşmamış büyük hücreli kanser akciğerlerin herhangi bir noktasında gelişebilir.

Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK), hızla çoğalan küçük hücrelerle karakterize edilir ve hızlı metastaz yapabilen büyük tümörler oluşturur. Neredeyse tüm KHAK olguları sigara kullanımından kaynaklanır.

Kansere ne sebep olur?

Kanser, nihayetinde kontrolsüz olarak çoğalan ve ölmeyen hücrelerden kaynaklanır. Vücuttaki normal hücreler düzenli bir çoğalma, bölünme ve ölüm yolu izler. Programlanmış hücre ölümü apoptoz olarak adlandırılır ve bu süreç bozulduğunda kanser oluşmaya başlar. Düzenli hücrelerin aksine, kanser hücreleri programlı ölüm yaşamaz, bunun yerine çoğalmaya ve bölünmeye devam ederler. Bu da kontrolsüz olarak çoğalan anormal hücre kitlesine yol açar.

Akciğer kanseri, normal bir süreç olan hücrenin DNA hasarının düzeltilmesinin ve kendi kendini öldürmesinin bir gen mutasyonu tarafından engellenmesiyle meydana gelir. Mutasyonlar çeşitli sebeplerden dolayı ortaya çıkabilir. Çoğu akciğer kanseri, karsinojenik maddelerin solunmasından kaynaklanır.

Karsinojenler

Karsinojenler, DNA’nın hasar görmesinden ve kanserin ortaya çıkmasından doğrudan sorumlu olan maddelerdir. Tütün, asbest, arsenik, gama ve röntgen gibi ışınımlar, güneş ve otomobil egzoz gazlarındaki bileşenler karsinojenlere örnektir. Vücudumuz karsinojenlere maruz kaldığında, vücuttaki diğer moleküllerden elektron çalmaya çalışan serbest radikaller oluşur. Bu serbest radikaller hücreleri hasarlandırır ve hücrelerin normal bir biçimde çalışma ve bölünme yeteneğini etkiler.

Akciğer kanserlerinin yaklaşık %87’si sigara kullanımı ve tütün dumanındaki karsinojenlerin solunması ile ilgilidir. Pasif içicilik de hücreleri hasarlandırıp kanser oluşumuna neden olabilir.

Genler

Kanser, aile üyelerinden kalıtsal olarak geçen genetik yatkınlıktan da kaynaklanabilir. Kişinin hayatının sonraki dönemlerinde kanser geliştirme olasılığını istatistiksel olarak artıran belirli genetik mutasyonlarla veya bir gen kusuru ile doğmak mümkündür. Genetik yatkınlıklar doğrudan akciğer kanserine neden olabilmekle birlikte kişinin belirli çevresel faktörlere maruziyeti sonucu akciğer kanseri geliştirme riskini de büyük ölçüde artırdığı düşünülmektedir.

 

Akciğer kanserinin semptomları nelerdir?

Kanser semptomları oldukça çeşitlidir ve kanserin nereye yerleştiğine, nereye yayılmış olduğuna ve tümörün büyüklüğüne bağlıdır. Akciğer kanseri semptomlarının ortaya çıkması yıllar sürebilir ve genellikle hastalık ileri evreye ulaştıktan sonra fark edilir.

Akciğer kanserinin birçok semptomu göğsü ve hava yollarını etkiler. Bunlar:

  • Geçmeyen veya şiddetli öksürük
  • Göğüste, omuzda veya sırtta öksürükten kaynaklanan ağrı
  • Alt solunum yollarından öksürükle çıkan mukusun (balgam) renginde değişiklikler
  • Nefes almada ve yutmada zorluk
  • Ses kısıklığı
  • Nefes alırken hırıltılı sesler (stridor)
  • Kronik bronşit veya pnömoni
  • Öksürükten kan gelmesi veya balgamda kan

Akciğer kanseri yayılırsa veya metastaz yaparsa, etkilenen yeni alanda ek semptomlar ortaya çıkabilir. Şişmiş veya büyümüş lenf bezleri yaygındır ve erken ortaya çıkması muhtemeldir. Kanser beyne yayılırsa hastalar baş dönmesi, baş ağrısı veya nöbetler yaşayabilir. Ayrıca, karaciğer büyüyebilir ve sarılığa neden olabilir ve kemikler ağrılı, gevrek ve kırık hale gelebilir. Kanserin böbreküstü bezleri etkileyerek hormon düzeylerinde değişikliklere neden olması da muhtemeldir.

Akciğer kanseri hücreleri yayılıp vücudun enerjisini daha fazla kullandıkça diğer birçok rahatsızlıklarla ilişkili semptomların ortaya çıkması muhtemeldir. Bunlar:

  • Ateş
  • Halsizlik
  • Açıklanmayan kilo kaybı
  • Eklemlerde veya kemiklerde ağrı
  • Beyin fonksiyonu ve bellek sorunları
  • Boyun veya yüzde şişlik
  • Genel güçsüzlük
  • Kanama ya da pıhtılaşmalar

Akciğer kanserine nasıl tanı konur ve evre nasıl tayin edilir?

 

Hekimler akciğer kanseri tanısı koymak için diğer çeşitli prosedürlerin yanı sıra semptomlarla ortaya çıkan bilgileri de kullanırlar. Yaygın görüntüleme teknikleri göğüs röntgeni, bronkoskopi (bir ucunda kamera bulunan ince bir tüp ile hava yollarının incelenmesi), bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve pozitron emisyon tomografisi (PET) taramalarını içerir. Hekimler fiziksel muayene, göğüs muayenesi ve balgamdaki kanın analizini de gerçekleştirmektedirler. Bu prosedürlerin tamamı tümörün nerede bulunduğunu ve başka hangi organların bu tümörden etkilenmiş olabileceğini saptayacak şekilde tasarlanmıştır.

Yukarıdaki tanı teknikleri önemli bilgiler sağlasa da kanser hücrelerinin çıkarılması ve bunlara mikroskop altında bakılması akciğer kanseri tanısı koymak için tek kesin yoldur. Bu prosedür biyopsi olarak adlandırılır. Patolog, biyopsi ile kanserin küçük hücreli akciğer kanseri mi yoksa küçük hücreli dışı akciğer kanserinin alt tiplerinden biri mi olduğunu belirleyecektir.

Tanı konulduktan sonra bir onkolog kanserin yayılımını inceleyerek kanserin evresini tayin edecektir. Evre, tedavi için hangi seçimlerin yapılabileceğini belirler ve prognoz bilgisi sağlar. En yaygın kanser evre tayini yöntemi TNM sistemi olarak adlandırılır. T (1-4) boyutu ve primer tümörün doğrudan büyüklüğünü ifade eder, N (0-3) kanserin yakındaki lenf bezlerine yayılma derecesini ifade eder ve M (0-1) kanserin vücuttaki diğer organlara metastaz yapıp yapmadığını ifade eder. Örneğin, lenf bezlerine veya uzak organlara yayılmamış küçük bir tümör TNM sistemine göre “T1, N0, M0” olarak tayin edilebilir.

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri için TNM tanımları evrelerin daha basit bir biçimde kategorizasyonunu sağlar. Bu evreler I ila IV arasındadır ve küçük sayılar kanserin az yayıldığı erken evreleri gösterir. Daha net olarak:

  • Evre I, tümörün yalnızca bir akciğerde bulunduğu ve lenf bezlerinde bulunmadığı evredir.
  • Evre II, kanserin tümörün bulunduğu akciğerin çevresindeki lenf bezlerine yayıldığı evredir.
  • Evre IIIa, kanserin tümörün bulunduğu akciğerle aynı taraftaki nefes borusu, göğüs duvarı ve diyaframın çevresindeki lenf bezlerine yayıldığı evredir.
  • Evre IIIb, kanserin diğer akciğerdeki veya boyundaki lenf bezlerine yayıldığı evredir.
  • Evre IV, kanserin vücudun geri kalanına ve akciğerlerin diğer kısımlarına yayıldığı evredir.

Küçük hücreli akciğer kanserinde iki evre bulunur; sınırlı veya yaygın. Sınırlı evrede tümör bir akciğerde ve yanındaki lenf bezlerinde mevcuttur. Yaygın evrede tümör vücuttaki diğer organların yanı sıra diğer akciğeri de enfekte etmiştir.

Akciğer kanseri nasıl tedavi edilir?

Akciğer kanseri tedavileri kanserin tipine, kanserin evresine (ne kadar yayıldığına), yaşa, sağlık durumuna ve ek kişisel özelliklere bağlıdır. Kanser için genellikle tek bir tedavi olmadığından hastalar bazen bir tedavi kombinasyonu ve palyatif bakım alırlar. Başlıca akciğer kanseri tedavileri ameliyat, kemoterapi ve/veya ışın tedavisidir. Ancak immünoterapi, hormon tedavisi ve gen tedavisi alanlarında yeni gelişmeler de olmaktadır.

Ameliyat

Ameliyat, kanser için bilinen en eski tedavidir. Kanser I. veya II. evredeyse ve metastaz yapmamışsa, tümör ve yanındaki lenf bezleri cerrahi yolla çıkarılarak hastanın tamamen iyileştirilmesi mümkündür. Ancak, hastalık yayıldıktan sonra tüm kanser hücrelerini çıkarmak neredeyse imkansızdır.

 

Akciğer kanseri ameliyatı özel olarak eğitilmiş bir göğüs cerrahisi uzmanı tarafından gerçekleştirilir. Tümör ve çevresindeki doku marjı çıkarıldıktan sonra, kanser hücrelerinin mevcut olup olmadığını görmek için marj ayrıca incelenir. Tümörün çevresindeki dokularda kanser bulunmazsa bu, “negatif marj” olarak düşünülür. “Pozitif marj” durumunda cerrahın daha fazla akciğer dokusu çıkarılması gerekebilir.

Akciğer kanseri ameliyatı küratif veya palyatif amaçlı olabilir. Küratif cerrahi, akciğer kanserinin erken evresinde bulunan hastanın tüm kanserli dokular çıkarılarak iyileştirilmesini amaçlar. Palyatif cerrahi, bir tıkanıklığı veya solunum yolunu açarak hastayı rahatlatmayı amaçlar ancak kanseri yok etmeyebilir.

Ameliyatın, ağrı ve enfeksiyon gibi çeşitli yan etkileri vardır. Akciğer kanseri ameliyatı, çevreleyen vücut kısımlarında hasara neden olabilecek invazif bir prosedürdür. Doktorlar ameliyattan kaynaklanan ağrının azalması için çeşitli seçenekler sunacaklardır. Antibiyotikler, yara bölgesinde veya vücut içindeki başka bir yerde oluşabilecek enfeksiyonları önlemek için yaygın olarak kullanılır.

Işın Tedavisi

Radyoterapi olarak da bilinen ışın tedavisi kanser hücrelerine yüksek enerjili ışınlar odaklayarak akciğer kanseri tümörlerini yok eder veya küçültür. Bu işlem, kanser hücrelerini oluşturan moleküllere hasar verir ve hücrelerin kendilerini öldürmelerine neden olur. Radyoterapide radyum gibi metallerden veya özel bir makinede oluşturulan yüksek enerjili röntgen ışınlarından yayılan yüksek enerjili gama ışınları kullanılır. Işın tedavisi, akciğer kanserinde ameliyattan sonra kalan hücreleri öldürmek veya metastaz yapmış kanser hücrelerini öldürmek için temel tedavi olarak kullanılabilir.

İlk kullanılan ışın tedavileri şiddetli yan etkilere yol açmıştır çünkü enerji ışınları normal, sağlıklı dokulara da hasar verir, ancak teknolojinin ilerlemesi sayesinde ışınlar daha kesin bir biçimde hedeflenebilmektedir. Radyasyon onkologları, ışınları belirli uzunlukta sürelerle vücuttaki kesin yerlere odaklayarak çevredeki sağlıklı dokunun hasar görme riskini azaltabilmektedir. Tedaviler tümörün boyutuna ve derecesine, ışın dozajına ve kanserli olmayan hücrelerin ne kadar hasar gördüğüne bağlı olarak haftalar veya aylar boyunca aralıklı olarak uygulanabilir.

Işın tedavisinin yaygın olarak görülen yan etkileri halsizlik, mide bulantısı, iştah kaybı, saç dökülmesi ve deride kuruluğa, kaşıntıya ve duyarlılığa neden olan deri etkilenmeleridir.

Kemoterapi

Kemoterapide, proteinlere veya DNA’ya hasar vererek hücre bölünme sürecine etki eden, böylece kanser hücrelerinin kendini öldürmesini sağlayan güçlü kimyasallar kullanılır. Bu tedaviler hızlı çoğalan tüm hücreleri (yalnızca kanser hücrelerini değil) hedefler, ancak normal hücreler kimyasallarla indüklenen hasarlardan kurtulabilirken kanser hücreleri kurtulamaz. Kemoterapi sistemik kabul edilir çünkü kullanılan ilaçlar tüm vücutta dolaşarak orijinal tümör hücrelerinin yanı sıra vücut içinde yayılmış kanser hücrelerini de öldürür.

Tıbbi onkologlar akciğer kanseri için genellikle damar içinden alınacak kemoterapi ilaçları reçeteler, ancak tablet, kapsül ve süspansiyon formunda ilaçlar da mevcuttur. Kemoterapi tedavisi döngüler halinde uygulanır, böylece vücut dozlar arasında iyileşecek zaman bulur ve dozajlar akciğer kanserinin tipine, ilacın tipine ve kişinin tedaviye nasıl yanıt verdiğine bağlı olarak belirlenir. İlaçlar günlük, haftalık veya aylık olarak uygulanabilir ve uzun sürelerle uygulanmaya devam edebilir.

Kombinasyon tedavileri çoğunlukla kemoterapinin çeşitli tiplerini içerir ve kemoterapi, ameliyat ve ışın tedavisini tamamlayıcı, yardımcı tedavi olarak da verilir. Yardımcı (adjuvan) tedavi ameliyattan sonra kanserin nüksetme riskini azaltacak ve ameliyattan sonra bulunan tüm kanser hücrelerini öldürecek şekilde tasarlanır. Kemoterapi, tümörleri küçültmek ve ameliyatın daha başarılı geçmesini sağlamak için ameliyattan önce verilebilir, buna neoadjuvan tedavi adı verilir.

Kemoterapinin yaygın görülen çeşitli yan etkileri vardır, ancak bunlar kemoterapinin tipine ve hastanın sağlığına bağlıdır. Bunlar mide bulantısı ve kusma, iştah kaybı, ishal, saç dökülmesi, anemiden kaynaklanan halsizlik, enfeksiyonlar, kanama ve ağız yaralarını içerir. Bu yan etkilerin çoğu tedavi sırasında geçici olarak hissedilir ve bu semptomlarla başa çıkmada hastaya yardımcı olması için çeşitli ilaçlar mevcuttur.

Diğer Tedaviler

Araştırmacılar, akciğer kanseri tedavilerini iyileştirmek ve hastalığın tedavisine yönelik yeni yöntemler bulmak için yollar aramaya devam etmektedirler. Normal ve sağlıklı akciğer hücrelerine dokunmadan yalnızca kanser hücrelerini tedavi etmek için hedefe yönelik tedaviler tasarlanmıştır. Bunlar, doğrudan kanser hücrelerine giden ve ilaç veya ışınları buraya bırakan monoklonal antikorları, kanser hücrelerinin kan damarları oluşturma mekanizmasına etki eden anti-anjiyogenez ajanları ve büyüme faktörlerinin etkilerini bloke eden ve kanserli hücrelerin büyümesini engelleyen büyüme faktörü inhibitörlerini kapsar.

Akciğer kanseri nasıl önlenebilir?

Belirli davranışlarla yakından bağlantılı olan kanserler önlenmesi en kolay olanlardır. Örneğin, tütün veya alkol kullanmamayı seçmek başta akciğer, gırtlak, ağız ve karaciğer olmak üzere çeşitli kanser tiplerinin riskini belirgin biçimde azaltır. Şu anda tütün kullanıyor olsanız bile, kullanımı bırakmak kansere yakalanma olasılığınızı büyük oranda azaltır. Akciğer kanserinden kaçınmak için alabileceğiniz en önemli önlem sigarayı bırakmaktır.

Sigarayı bırakmak özofagus, pankreas, larinks ve mesane kanseri dahil olmak üzere diğer çeşitli kanser tiplerinin riskini de azaltır. Sigarayı bırakırsanız düşük kan basıncı, kan dolaşımında iyileşme ve akciğer kapasitesinde artış gibi ek faydalar elde edersiniz.

Ancak, tütün dumanına maruz kalmak akciğer kanseri için tek risk faktörü değildir. Asbest, radon ve pasif olarak sigara dumanı ile temas eden kişiler için de akciğer kanseri geliştirme riski yüksektir. Ek olarak, ailede karsinojenlere maruz kalmadan akciğer kanseri geliştirmiş bir kişinin bulunması hastalığı geliştirmek için genetik yatkınlığınız olduğu anlamına gelebilir ve genel riskinizi artırır.

Kanseri en erken evrede saptamak için tarama teknikleri tasarlanmıştır, böylece birçok tedavi seçeneği kullanılabilecek ve sağkalım oranları artırılacak ve yüksek oranda invaziv prosedürler önlenebilecektir. Çoğu akciğer kanseri hastalığın geç evrelerinde, yayıldıktan sonra ve tedavisi daha zor iken saptanır. Akciğer kanseri için sağkalımı iyileştiren veya lokalize hastalığı saptayan onaylanmış tarama testleri mevcut olmasa da ümit verici araştırmalar yapılmaktadır. Taramayı savunanlar belirli yüksek risk gruplarının taranmasını önermektedir. Bu tanım, sigara kullanımı, önceki akciğer tümörleri veya kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hikayesi bulunan 60 yaş ve üzeri kişileri kapsar. Olası akciğer kanseri tarama testleri balgam hücrelerinin analizini, bronşların fiberoptik muayenesini (bronkoskopi) ve düşük doz spiral BT taramalarını içerir.